Bir kavramın karşılığını ararken çoğu zaman dilin sınırlarına çarparız; “maskulen zıttı nedir?” sorusu da beni böyle bir eşikte yakaladı. Farklı kültürlerin gündelik hayatlarına merakla bakan, yolculuklarında ritüellere kulak veren biri olarak bu sorunun tek bir kelimeyle yanıtlanamayacağını fark ettim. Bir köy meydanında sessizce izlediğim bir dans, bir pazar yerinde kurulan pazarlık, bir aile sofrasında paylaşılan hikâye… Hepsi, maskülenliğin “zıttı”nı sabit bir karşıtlık yerine, ilişkiler ağı içinde anlamlandırmam gerektiğini fısıldıyordu.
Maskulen Zıttı Nedir? Antropolojik Bir Yaklaşım
Antropoloji, kavramları evrensel tanımlara hapsetmekten kaçınır. Bu nedenle “maskulen” sözcüğünün zıttını ararken biyolojik cinsiyetle sınırlı bir “feminen” karşılığına razı olmaz. Toplumsal cinsiyet, güç, duygu ve emek dağılımı gibi eksenlerde şekillenen çok katmanlı bir alandan söz ederiz. Bu noktada Maskulen zıttı nedir? kültürel görelilik sorusu belirleyici hale gelir: Bir toplumda maskülen sayılan bir davranış, başka bir yerde nötr hatta değersiz görülebilir.
Ritüeller ve Semboller: Karşıtlık mı, Tamamlayıcılık mı?
Amazon havzasında yaptığım kısa bir saha çalışmasında, av ritüellerine katılan erkeklerin tören sonunda uzun süre sessiz kaldıklarını gözlemlemiştim. Sessizlik, orada güçsüzlüğün değil, doğaya saygının sembolüydü. Aynı toplulukta kadınlar, yüksek sesle şarkı söyleyerek ritüeli “tamamlıyor”, enerjiyi dışa vuruyordu. Burada maskülenliğin zıttı sessizlik ya da seslilik değil; ritüelin bütünlüğünü sağlayan karşılıklı rollerdir.
Benzer biçimde, Japonya’daki bazı Şinto festivallerinde erkeklerin narin kumaşlar taşıması, Batı’da “feminen” diye etiketlenebilecek bir sembolizmi içerir. Ancak yerel bağlamda bu, arınma ve disiplinle ilişkilidir. Zıtlıklar, semboller aracılığıyla birbirini dışlamaz; çoğu zaman yan yana var olur.
Akrabalık Yapıları ve Toplumsal Roller
Akrabalık sistemleri, maskülenliğin anlamını kökten etkiler. Matrilineal (ana soylu) toplumlarda, soyun anneden geçmesi, bakım ve karar alma süreçlerinde farklı dengeler yaratır. Gana’daki Akan topluluklarında dayılar, çocukların hayatında merkezi bir rol oynar. Burada “erkeklik”, otoriter baba figürüyle değil, koruyucu ve rehber bir akrabayla özdeşleşir. Bu durumda maskülenliğin zıttı, pasiflik ya da itaat değil; başka bir bakım biçimidir.
Bir keresinde böyle bir ailede misafir olduğumda, akşam yemeğinde söz alan yaşlı bir teyzenin herkes tarafından dikkatle dinlendiğini gördüm. O an, gücün cinsiyete değil, ilişkisel konuma bağlı olduğunu hissettim. Bu deneyim, bana kimlik oluşumunun ne kadar bağlamsal olduğunu yeniden düşündürdü.
Ekonomik Sistemler: Emek ve Değerin Yeniden Tanımı
Ekonomi, toplumsal cinsiyet algılarını derinden etkiler. Avcı-toplayıcı toplumlarda yiyecek paylaşımı, maskülenliğin temel göstergesi olabilirken; tarım toplumlarında sabır ve süreklilik ön plana çıkar. And Dağları’nda tarım yapan Quechua topluluklarında, erkeklerin tarlada tohum ekmesi, kadınların ise hasat zamanında liderlik etmesi olağandır. Burada zıtlık değil, döngüsellik vardır.
Kapitalist ekonomilerde ise maskülenlik çoğu zaman rekabet, hız ve bireysel başarıyla eşleştirilir. Bu bağlamda “zıttı” olarak görülen bakım emeği ya da duygusal emek, değersizleştirilebilir. Oysa antropolojik bakış, bu hiyerarşiyi sorgular ve emeğin farklı biçimlerini eşdeğer görmeye davet eder.
Saha Çalışmalarından Kısa Notlar
Bir şehir pazarında, sabahın erken saatlerinde tezgâh kuran bir baba ve kızını izlemiştim. Baba, müşterilerle pazarlık yaparken kızının sessizce hesap tuttuğunu fark ettim. Günün sonunda kazanç, birlikte karar verilerek paylaşıldı. Bu küçük sahne, maskülen ve feminen diye ayrılan becerilerin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyordu.
Kimlik Oluşumu ve Disiplinler Arası Bağlantılar
Psikoloji, sosyoloji ve tarih, antropolojinin bu soruya yaklaşımını zenginleştirir. Kimlik, yalnızca bireysel bir tercih değil; tarihsel anlatılar, mitler ve eğitim pratikleriyle örülür. Antik Yunan’da “andreia” (cesaret) kavramı, hem erkekler hem de kadınlar için erdem sayılırdı. Modern dünyada ise bu erdem cinsiyetlendirilmiştir.
Kendi hayatımda da bu dönüşümü gözlemledim. Farklı ülkelerde yaşadıkça, güçlü olmanın bazen geri çekilmek, bazen dinlemek, bazen de duygulanmak anlamına geldiğini öğrendim. Bu deneyimler, maskülenliğin zıttını ararken keskin sınırlar yerine geçiş alanlarına bakmam gerektiğini öğretti.
Sonuç: Zıtlık Yerine Çoğulluk
“Maskulen zıttı nedir?” sorusu, antropolojik bir perspektifle ele alındığında tekil bir cevap sunmaz. Ritüellerde, sembollerde, akrabalık yapılarında ve ekonomik sistemlerde karşımıza çıkan örnekler, zıtlık fikrinin çoğu zaman kültürel bir yanılsama olduğunu gösterir. Maskülenlik ve ona atfedilen karşıtlıklar, farklı toplumlarda yeniden tanımlanır; bazen yer değiştirir, bazen de tamamen anlamsızlaşır.
Bu yazıyı okurken, belki de kendi gündelik pratiklerinize başka bir gözle bakarsınız. Bir jest, bir sessizlik, bir paylaşım… Hepsi, başka bir kültürde bambaşka bir anlama sahip olabilir. Antropolojinin daveti tam da budur: Yargılamadan önce dinlemek, karşıtlık aramadan önce ilişkileri görmek ve farklılıklar içinde ortak bir insanlık hissi bulmak.