Türkşeker Kime Ait? Bir Şekerin Arasındaki Hikâye
Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Başlayan Bir Hikâye
Kayseri’nin dar, sakin sokaklarında bir akşam yürürken kafamda dolaşan tek şey Türkşeker’in kimlere ait olduğu sorusuydu. Birkaç gündür her kafede, her köşe başında bu soruyu duydum. Konuşulan, tartışılan şeyler hep aynıydı: Türkşeker’in kimlere ait olduğu, onun yerli mi, yabancı mı bir şirket olduğu… Bu soru, her geçen gün kafamda büyüyordu.
Önümdeki patikalarda adımlarımın sesi dışında hiçbir şey yoktu. Her şey sanki başka bir dünyaya aitti. Bu sorular, Kayseri’nin bu eski taşlarıyla birleşmişti. Türkşeker’in kime ait olduğunu düşündükçe, sanki tüm şeker fabrikalarının, tüm bu soruların bir şekilde geçmişle bağlantısı vardı. İçimden “Bunu öğrenmeliyim” dedim. Ama asıl soru, belki de, böyle bir şeyin peşinden gitmek ne kadar doğruydu?
Türkşeker’in kimlere ait olduğu sorusu; bana o kadar tanıdık geldi ki. Bir zamanlar, çok daha küçükken, annemle birlikte pazara giderken şekerin neredeyse her hali vardı. O zamanlar, Türkşeker’i sadece bir şeker markası olarak bilirdim. Şimdi ise, o markanın hangi ellerde olduğunu bilmek istiyordum. Bu soru sanki bana çok kişisel gelmişti.
Bir Duygu, Bir Sorudan Fazlası
Evime dönerken, içimde bir tuhaflık vardı. Gün boyunca birkaç kere Türkşeker’in kime ait olduğu sorusunu kafamda tekrar etmiştim. Şekerin bizlere ait olduğunu biliyordum; yıllardır bu markayı tanıyorduk. Peki, kimler bizim yerimize bu markaya sahipti? O kadar kafa karıştırıcıydı ki.
Bir gün, bir kafede eski arkadaşım Levent ile karşılaştım. O an gözlerimin içine bakarak “Türkşeker kime ait?” dedi. Bu sorunun ağırlığı, ikimizin de üzerinde geziniyordu. Bu soru, her ikimizi de geçmişe, belki de gelecekten çok daha fazla uzaklara götürüyordu. Bizim gibi sıradan insanların yaşadığı bir yerde, Türkşeker’in kimlere ait olduğu sorusu çok büyük bir meseleydi.
Levent’in ne kadar sinirlendiğini fark ettim. “Bu tür şeylerle hiç ilgilenmedim,” dedi. Ama ben hissetmiştim ki, bir şekilde hepimizi etkileyen bir soruydu. Belki de içimizdeki o küçük belirsizlik, kaybolan bir güven duygusuydu. O an kafamda, Türkşeker’in bu soruyu nasıl cevaplayacağı, kimlere ait olduğuna dair verdiği yanıt o kadar önemli hale gelmişti ki.
Türkşeker ve Umut
Bir gün, günbatımında yürürken, bir an için her şeyin yerine oturduğunu düşündüm. Türkşeker’in kimlere ait olduğu sorusu; belki de hepimizin bir parçasıydı. Biz, bu markayı tüketiyorduk. Biz, şekerin aslında bizlere ait olduğunu hissediyorduk. Bu soru, her ne kadar dışarıdan cevaplanması gereken bir şey gibi görünse de, içsel olarak hepsi bizlere aitti.
Hikaye, bir şekilde devam etmeli, diye düşündüm. Her şeyin kimlere ait olduğunu bilmek belki de yalnızca geçici bir rahatlamaydı. Ancak, bu duygusal karmaşayı kabullenmek; bizim de Türkşeker’in, bu şeker fabrikasının bir parçası olduğumuzu fark etmemize yol açıyordu. Gerçekten, her şeyin bir anlamı vardı. Türkşeker de belki, sormakla çözebileceğimiz bir şey değildi.
Şeker, şimdi bir köşe başı gibiydi. Yağmurlu bir günde, kaybolan o sıcak duyguyu almak gibiydi. Kimse bilmiyordu, belki de cevaba bir adım daha yaklaşmak için soru sormamız gerekirdi.
Şimdi, Türkşeker’in kime ait olduğunu bildiğimizde, bu sorunun aslında yanıtını verdiğini fark ediyorum. Belki, geçmişin ve geleceğin karıştığı bu yerde, bu sorular hiç bitmeyecek. Ama biz, her zaman o eski sorularla barışan insanlarız. Türkşeker’in kimlere ait olduğunu öğrenmemiş olsak da, bu sorunun bizi birleştirdiği bir anı olacak.
Kayseri’nin gecesinde, o eski taşlara bakarken, Türkşeker’in kimlere ait olduğunu bilmenin ne kadar gereksiz olduğunu düşündüm. Önemli olan, şekerin tatlarıyla birleştirdiği o anı yakalayabilmekti.