Ya Hep Ya Hiç Kim Söylüyor? Biraz Da Hayatın Kendisi Üzerine
“Ya hep ya hiç”… Bu lafı ne zaman duysam, aklıma hep bir şeyler gelir. İlk olarak çocukken ailemin etrafında duyduğumda, “Bu kadar mı kesin ve net olabilirsin?” diye düşünürdüm. Ama şimdi, 25 yaşımda ve hayatın farklı alanlarında, “Ya hep ya hiç kim söylüyor?” sorusunun içindeki derinliği daha iyi anlıyorum. İnsanlar ya siyah ya beyaz düşünmeye çok eğilimli. Peki, gerçekten bu kadar keskin olmalı mı? Bu cümleyi kimin söylediği önemli değil aslında, önemli olan bu bakış açısının hayatımıza nasıl girdiği ve bizim bu bakış açısıyla nasıl başa çıktığımız.
“Ya Hep Ya Hiç” Düşüncesinin Kökenleri
Bize küçük yaşlardan itibaren “ya hep ya hiç” gibi düşünceler aşılanmış olabilir. En basitinden, çocukken doğru-yanlış ayrımı çok netti. Hangi eldiveni alacağımıza karar verirken bile “ya bunu alırsın ya da hiç” gibi bir düşünceyle büyüdük. Mesela, bir oyun oynadığımızda, “ya kazanın ya kaybedin” gibi net sınırlar çizilirdi. Ama zamanla büyüdükçe, bu tarz düşüncelerin hayatın her alanında işlerliğini yitirdiğini fark ettim. Ekonomi okuduğum zamanlarda, özellikle “bütün ya da hiç” yaklaşımının verilerle nasıl çeliştiğini gördüm. Ekonomide bile bu düşüncenin geçerliliği yoktur. Yani, “ya hep ya hiç kim söylüyor?” derken aslında, belki de düşüncenin ve yaklaşımın hayatın karmaşıklığını tam anlamadığına işaret ediyoruz.
Gerçek Hayatta “Ya Hep Ya Hiç” Düşüncesi
Bunları yazarken, iş hayatımdan bir örnek verelim. Bir şirkette çalışırken, pek çok kez bu “ya hep ya hiç” yaklaşımını duydum. Herkesin yapacağı iş netti, herkesin sorumluluğu belirlendi ve bir hata yapılırsa, işten atılma riskiyle karşı karşıya kalınırdı. Bu, aslında bana hep “ya hep ya hiç” dedikleri yaklaşımı hatırlattı. Ancak, bu yaklaşımın verimsizliğini gözlerimle gördüm. İşin içinde insan faktörü var, her şeyin mükemmel gitmesi her zaman mümkün değil. Bir hata yapıldıysa, bunu çözmeye çalışmak, insanları daha fazla motive etmek ve öğrenme fırsatları yaratmak gerekiyor. “Ya hep ya hiç” yaklaşımına dayalı bir çalışma ortamı ne kadar sağlıklı olabilir ki?
Bir arkadaşımın yaşadığı bir örnekle de bunu pekiştirebiliriz. O, çok başarılı bir girişimciydi ve işinde son derece özveriliydi. Ama her zaman “ya hep ya hiç” prensibiyle hareket etti. Hedeflerinin peşinden o kadar sert bir şekilde koştu ki, başta çok başarılı oldu. Ancak zamanla, bu yaklaşımın ona yıpratıcı bir etkisi olduğunu fark etti. Hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı zarar gördü. O zaman düşündüm, bu kadar keskin bir bakış açısı gerçekten mi en iyi yol?
Ya Hep Ya Hiç Kim Söylüyor? Modern Düşünceye Karşı!
Peki, modern dünyada gerçekten bu kadar net bir bakış açısına sahip olmak doğru mu? Teknoloji, değişen toplumsal dinamikler ve hızla gelişen iş dünyası, insanları sürekli olarak esnek olmaya zorlamaz mı? Hadi biraz daha somutlaştırayım: 2023 yılında, iş dünyasında insanların %65’inin daha esnek çalışma saatlerine sahip olduğunu biliyoruz. Yani insanlar, sürekli olarak net sınırlar koymak yerine, işin dinamiklerine göre şekillenen bir hayat tarzına geçiş yaptı. Burada “ya hep ya hiç” yaklaşımına kimse tutunmuyor. Bu dünyada hızla değişen bir ortamda, her şeyin sürekli sabit ve değişmez olması mümkün değil. Örneğin, bir girişimci olarak sabah erken kalkıp çalışmaya başlamak iyi bir fikir olabilir. Ama bazen, zihinsel yorgunlukla mücadele etmek ve ara vermek de önemli.
“Ya Hep Ya Hiç” ve Kişisel İlişkiler
Şimdi gelelim bu yaklaşımın kişisel hayatımıza nasıl yansıdığına. İnsanlar, hayatlarındaki kararları verirken de bu “ya hep ya hiç” zihniyetiyle hareket etme eğiliminde olabiliyor. Bir ilişkinin devam edip etmeyeceğine karar verirken, bazen bir hata yapıldığında “ya hep ya hiç” diyerek, hemen sonuca varabiliyoruz. Oysa, ilişkilerde hata yapmak, kötü günler yaşamak da oldukça normal. Sonuçta, “her şey ya da hiç” diye bir şey yok. Özellikle duygusal kararlar alırken, genellikle kişisel gelişim ve büyüme fırsatlarını kaçırabiliyoruz. Bazen ilişkiyi bir “ya hep ya hiç” oyunu olarak görmek, büyümek yerine daha fazla daralmak anlamına gelebilir.
İşte tam da burada, bir arkadaşımın sözlerini hatırlıyorum: “İlişkilerde de tıpkı işte olduğu gibi, esneklik ve anlayış her şeydir.” Bunu söylediğinde, ilişkiyi başka bir açıdan görmek de mümkün oldu. Çünkü insanlar değişir, gelişir ve bazen hata yaparlar. Önemli olan, bu hatalardan ders çıkarmak ve insanın birbirine olan anlayışını geliştirmesidir.
Sonuç: Ya Hep Ya Hiç, O Kadar da Keskin Değil
Ya hep ya hiç kim söylüyor? Sadece, bir hayatı net bir şekilde ikiye ayırmak, her şeyi ya siyah ya beyaz görmek, aslında bizim günlük hayattaki pratiklerimizle tam uyumlu değil. İster iş yaşamında, ister kişisel ilişkilerde olsun, hayat çok daha gri tonlarla dolu. O yüzden bu yaklaşımın her zaman geçerli olamayacağını düşünüyorum. Zamanla, daha esnek ve farklı bakış açılarıyla hayatı deneyimlemek, hem kendimizi hem de başkalarını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.