Seni Seviyorum Cümlesinin Yerine Ne Kullanılır? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Herkesin en az bir kez “Seni seviyorum” demiştir ya da duymuştur. Bu basit ama derin cümle, insan ilişkilerinin temel taşlarından biridir. Ancak, sokaklarda, toplu taşımada, işyerinde gördüğüm sahneler ve gündelik hayatta duyduğum diyaloglar bana farklı sorular sordurdu: “Seni seviyorum” cümlesinin yerine ne kullanılır? Bu cümle, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlarla nasıl şekillenir? İnsanlar, sevgilerini ifade ederken, cinsiyet, kültür ve toplumsal yapıların etkisi altında nasıl bir dil kullanıyor?
Sevgi İfadesinin Toplumsal Cinsiyetle İlişkisi
İstanbul’da ya da herhangi bir şehirde, “Seni seviyorum” demek, çoğu zaman bir ilişkinin en güçlü ifadesi olarak kabul edilir. Ancak, toplumsal cinsiyet normlarının etkisi altında bu ifade nasıl şekillenir? Kadın ve erkeklerin sevgi ifade etme biçimlerinin ne kadar farklı olduğunu düşündünüz mü? Sokakta gördüğüm bazı sahneler bana bu farkları daha iyi anlamamı sağladı.
Bir gün, bir kafenin köşe masasında oturan genç bir kadın, cep telefonunda uzun bir mesaj yazıyordu. Mesajın içeriğini görmem mümkün değildi ama bir an önce gördüğümde, kadının yüzündeki ifadeyi dikkatle inceledim. Yavaşça telefonunu kapatıp derin bir nefes aldı ve hemen ardından “Seni seviyorum” cümlesiyle sonlandırdığı bir konuşma yaptı. O sırada, kendisine olan duygularını ifade etme şekli çok netti: Duygusal, samimi ve cesur.
Oysa, aynı kafede başka bir masada oturan genç bir adam, bir arkadaşına “İyi ki varsın, seninle her şey güzel” dediğinde, sevgi ve bağlılık yine net bir şekilde ifade ediliyordu. Ancak bu, bir kadının kullandığı “Seni seviyorum” cümlesinden farklıydı. Toplumsal cinsiyetin etkisi, bir erkek ve kadının duygusal ifadelerini farklı biçimlere sokabiliyor. Erkekler çoğu zaman daha az duygusal, daha az kırılgan bir şekilde sevgi ve bağlılıklarını dile getiriyorlar.
İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, erkeklerin “Seni seviyorum” demelerinin toplumun kültürel yapısı tarafından hala yargılandığını görmek zor değil. Bu, sadece duygusal bir ifade olmanın ötesinde, bazen “zayıflık” ya da “yetersizlik” gibi kalıplara hapsolabiliyor. Kadınların ise sevgi ifade ederken, duygusal yoğunlukları ve açıklıkları toplumsal olarak daha kabul görebiliyor.
Çeşitlilik ve Sevgi İfadelerinin Farklılıkları
Peki ya çeşitlilik? Sevgi ifadelerinin dildeki yeri, insanların kültürlerine, kimliklerine ve sosyal bağlamlarına göre değişiyor. Bir arkadaşımın evinde tanık olduğum bir sahne, bu konuda beni oldukça düşündürmüştü. Arjantinli bir arkadaşım, sevgi ifadelerini sıkça dile getiren, çok açık bir şekilde hislerini paylaşan biriydi. Bir gün bir sohbet sırasında “Te quiero” (Seni seviyorum) derken, söyledikleri sadece bir kelime değildi; o kelime, ilişkilerine duyduğu saygıyı, sevgiyi ve güveni de yansıtıyordu.
Farklı kültürlerde, bu tür ifadelerin anlamı da farklı. Arjantin’deki arkadaşım için sevgi, bir yakınlık ve bağlılık göstergesi olarak kullanılan bir şeydi. Ancak, İstanbul’daki bazı insanlarda, bu kelimelerin bu kadar açık ve net kullanılması bir çeşit “gösteriş” ya da “açıklık” olarak algılanabiliyor. Bu da toplumsal yapının ve kültürün, sevgiyi ifade etme şekillerini nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.
Bir başka örnek de işyerimde gözlemlediğim bir sahne. Bir grup arkadaş arasında, genellikle “Sana değer veriyorum” ya da “Çok kıymetlisin” gibi ifadeler duyuyorum. Sevgi ifade etmenin doğrudan “Seni seviyorum” demekten çok daha yaygın olduğu bir çevrede, insanlar daha dolaylı yollarla bu duyguyu anlatmaya çalışıyorlar. Bu, özellikle işyerindeki hiyerarşi ve toplumsal normlarla ilgili bir durum olabilir. Sevgi, iş yerinde “sadece arkadaşlık” düzeyinde kabul edilirken, romantik sevgi için bu ifadeler daha özel ve az kullanılan bir alan olabilir.
Sosyal Adalet ve Sevgi İfadelerinin Yeri
Sevgi ifadelerinin toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle olan ilişkisi, bir yandan da toplumsal eşitsizlikleri ve sınıf farklılıklarını yansıtıyor. Sosyal adalet perspektifinden baktığımızda, sevgi ifadelerinin kabulü ve şekli, insanların sosyal rollerine, ekonomik durumlarına ve toplumsal yapıya göre değişiyor. Örneğin, toplumsal olarak daha yüksek statüdeki birinin, sevgi ifade etmesi, alt statüdeki birine göre farklı algılanabiliyor. Bazı toplumlarda, belirli sınıfların ya da grupların duygusal ifadeleri, diğerlerine göre daha değerli veya geçerli sayılabiliyor.
Ayrıca, heteronormatif yapılar ve eşcinsel ilişkilerin toplumsal kabulü de sevgi ifadelerinin kullanımını etkiliyor. Bir eşcinsel çiftin birbirine sevgi sözcükleriyle yaklaşması, bazen toplumsal baskılardan dolayı çekingen bir şekilde olabiliyor. Burada, “Seni seviyorum” gibi ifadelerin yerini, daha az risk taşıyan başka kelimeler veya davranışlar alabiliyor. Bu, sevginin ifade edilmesinde toplumsal normların etkisinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Sonuç: Sevgi, Herkes İçin Farklı
“Seni seviyorum” cümlesi, kulağa çok basit bir ifade gibi gelebilir, ancak toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle bağlantılı olarak bu ifade çok daha derin ve çok katmanlı bir anlam taşıyor. İnsanlar, sevgilerini toplumun dayattığı kalıplara, kültürlere ve sosyal yapılara göre farklı şekillerde ifade edebiliyorlar. Bu da bizi bir kez daha düşünmeye itiyor: Sevgi, gerçekten özgürce ifade edilebiliyor mu? Yoksa toplumsal normlar, duygularımızı da şekillendiriyor ve sınırlıyor mu?